Orhan Pamuk – Kırmızı Saçlı Kadın

Kırmızı Saçlı Kadın, Nobel ödüllü Orhan Pamuk’un yayınlanan son romanı. Kalın kitaplarıyla bilinen yazar bu sefer kendisi için ince sayılabilecek bir kitapla okurun karşısına çıktı. Diğer kitaplarında da gördüğümüz dili iyi kullanma ve İstanbul’u olaya ortak etme bu kitapta da kendisini hissettiriyor. Batı ve doğu esaslı iki baba-oğul ilişkisi çerçevesinde kurgulanan roman -bence- çok başarılı bir kurgu romanı. Olaylar biraz daha detaylandırılıp bu kadar da tesadüf olmaz denilen yerler biraz daha farklı sunulsa bu harika kurgu muhteşem bir kitabın temel taşı olabilirdi. Yine de bütün olarak baktığımızda kurgu dışında ki üslup, dilin kullanımı açısından başarılı bir kitap.

Kitap, hızlı bir başlangıç ve ilgiyi toplayacak olaylarla başlayıp, okuru çabuk bir şekilde kendisine bağlıyor. Bu başarılı giriş ve gizemli hava devam etse de romanın sonlarına doğru biraz sönükleşiyor diyebiliriz. Kitap hikayesini bir doğu baba-oğul hikayesi bir de batı baba-oğul hikayesi üzerinden inşa ediyor.

Kitapta Orhan Pamuk’un diğer kitaplarında da gördüğümüz yazar karakter bu kitapta da var ve hikayenin bir çok kısmında yer alıyor. Bir İstanbul yazarı olan Orhan Pamuk, bu kitabında da 1980 ve sonrası değişimle ilgili bilgiler veriyor. Hikaye 1980’li yıllarında başında annesi ile İstanbul’da yaşayan lise Öğrencisi Cem’in iş arayışlarıyla başlıyor. En sonunda o zamanlar İstanbul dışında sayılan bir yerde Meşhur kuyu kazıcısının yanında işe başlar. Burada tiyatro çadırında oynayan Kırmızı Saçlı bir kadınla tanışır. Ve o yaz aşkı tüm hayatını etkiler. Bundan sonra ki anlatım kitabın özeti olacağı için burada kesmek istiyorum. Ancak hayatların kesişmesi bu kesişmelerin sahiciliği kitabı iyi bir hale getiriyor. Bazı yerlerde fazla tesadufi olaylar yer alıp, olaylar hızlıca geçilmiş gibi olsa da son sayfasına kadar akışı eksik olmayan bir kitap.

 

— okura sağlam spoiler bana küçük bir not-

kitabı yazan Cem’in oğlu

— spoiler geçti —

Kitaptaki karakterler gereği çokça hikayeler anlatılır. Yusuf kıssasını anlatan Mahmut usta kıssayı bitirdikten sonra şu vurucu cümleleri söyler :  ”  “Bir baba adil olmalıdır,” diye de eklemişti sonra, “adil olmayan baba evladını kör eder.” ” s.35

” Dünya ile arama uzaklık koydum. Dünya güzeldi, içim de güzel olsun istedim. İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Böylece hiçbir şey olmamış gibi yapmaya başladım. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten de hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda. ” s.89

” “Olgunlaşmışsın” dediği şeyin aslında ruhumda kara bir leke olduğunu bir an fark ettiğini sandım.  ” s. 94

” Modern kişi şehrin ormanında kaybolan kişidir. Bu da babasız kalmak demektir. Babasını araması da boşunadır aslında. Kişi modern bir bireyse şehrin kalabalığında babasını bulamayacaktır. Bulursa da bu sefer birey olamayacaktır. Modernliğin Fransız mucidi Jean- Jacque Rousseau bunu çok iyi bildiği için dört tane evladını modern olsunlar diye bile bile terk etmiş, onlara babalık etmemiştir. Rousseau çocuklarını merak bile etmemiş, bir kere de aramamıştır. Sen de beni modern olayım diye mi terk ettin? Öyleyse haklısın.  ” s. 167

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s