Dostoyevski – İnsancıklar

Fyodor Dostoyevski olmadan Rus ve Dünya edebiyatı’ndan bahsetmek büyük bir eksiklik olurdu diye düşünüyorum. Verdiği bir çok eseri Dünya Klasikleri arasında yer alan Dostoyevski, Rus edebiyatında da ilk toplumsal içerikli eserleri kaleme alan isimdir. Kendisi her ne kadar biz Gogol’un paltosundan çıktık dese de kendisi de o paltonun başka bir parçasıdır zannımca. Dostoyevski ile aynı dönemde yaşayan yayımcı Nekrasov’un da Dostoyevski için Rusya’nın yeni Gogol’u dediği söylenir. Olay şöyle cereyan eder : Dostoyevski, bitirdiği ilk romanı olan İnsancıklar’ı ev arkadaşı Grigoroviç’e okutur. Kitabı çok beğenen Grigoroviç de bir sonraki gün yazar ve yayımcı Nekrasov’a götürür. Kitaptan çok etkilenen Nekrasov ise dönemin önemli edebiyat eleştirmenlerinden Belinski’ye kitabı götürüp, okuması için ona bırakır. Daha sonra tekrar Belinski’nin yanına gelen Nekrasov Belinski’nin kitabı çok beğendiğini görür. Belinski, Dostoyevski ile ilgili sorular sorup Nekrasov’dan hemen onu kendisine getirmesini ister.

Bundan sonraki kısmı Dostoyevski daha sonra şöyle anlatır:  “Ve işte… beni onun yanına götürdüler. Belinski’yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum, ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar’ımla alay edecek diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu… Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. “Siz kendiniz anlıyor musunuz?” diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, “Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok… Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız.”

Kitabın anlattığı hikayeden önce kitabın ve Dostoyevski’nin hikayesinden bahsederek giri yaptık yazıya. Kitapta diğer Dostoyevski kitaplarında da görülen acıma duygusu, Rus toplumu ve sağlam karakter inşaları vardır. İki kişinin mektupları şeklinde yazılan kitapta iki kişinin birbirine duyduğu derin duygu, dostane ilişkilere zor şartlarda ki yaşantıları anlatılır. Yazar her iki karaktere de bürünerek başarılı iki ana karakter oluşturmuştur. Makar Alekseyeviç ve Varvara  Alekseyevna karşılıklı binalarda oturmakta olan iki dosttır. Yaşlı bir katip olan Makar ile kendisinden bir hayli genç olan Varvara dostane bir ilişki kurmakta ve bu hislerle birbirleriyle mektuplaşmaktadırlar. Mektuplarda bir çok nazik hitaplar mevcuttur: Yavrucuğum, anacığım,muhterem bayan, benim paha biçilmez Varankam.

Ekşi’de ki bir entry’de bu hitaplar şöyle sıralanmıştır : ; “canımın içi” gibi, “ruhum” gibi, “anacığım”, “baş tacım”, “yavrucuğum”, “meleğim”, “biricik dostum”, “cancağızım”, “benim küçük gelinciğim”, “insanları mutlu kılmak, doğayı süslemek için yaratılmış bir kuşa benzettim sizi”, “size bakarken yüreğim daraldı mutluluktan”, “sizin için çektiğim acıyı acıdan saymıyorum”, “üşütürsünüz küçük meleğim. yüreğiniz üşür!”, “bana yaşama gücü veren biricik meleğim” , “nasıl oluyor da bu yabancı adamdan hem korkuyor hem de onunla gidiyorsunuz?”, “kitabımı, gergefimi ve yarım kalan mektubumu size bırakıyorum, yüreğinizle tamamlarsınız onları”, “ en yakınım benim. ah, şu anda sizi kucaklamayı öyle isterdim ki!.. elveda dostum, elveda..” gibi.

Makar ve Varvara ikisi de oldukça fakir, sefil bir hayat yaşamaktadır. Bu zorluklar içerisinde birbirine sığıncak birer liman olan karakterler bu sefaletten kurtulamaz ve belki de bu sefalete dayanamadığı için Varvara gider ve son mektupla son bulur hikaye.

Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da insanların iç dünyasını verme, insanı sorgulama gibi noktalarda Dostoyevski ilk kitabında bile çok başarılı bir anlatım da bulunmuştur.

Varvara Alekseyavna : “Oldum olası pek insancıl, pek yabaniyimdir; alıştığım köşeden kolay kolay ayrılamam. İnsan, kedere, acıya katlanarak gene alıştığı yeri tercih ediyor. ” s.82

Kitap okuyan ve sevdiğine kitaplar gönderen Makar, Ratazyayev’in onları yazması sonucunda Varanka’ya şunları yazar. ” Bana, canım sıkılması diye bir kitap gönderecektiniz. Vazgeçin canım! Zaten kitap dediğiniz neymiş ki ? İnsanlardan bahseden bir sürü hayalden ibaret. Romanlar da saçma, başı boş kimselerin gönlü hoş olsun diye düzülmüş bir yığın martaval. İnanın bana anacığım, yaşımın verdiği tecrübeye inanın. Kulaklarınızı bir Shakespare lafıyla dolduracaklardır: Edebiyatta Shakespeare… falan, filan diye… Shakespare de saçma, hepsi saçma, hepsi bir yığın düzmeceden ibaret! ”

” Ne tuhaf tabiatınız var Makar Alekseyeviç! En ufak şeyden dehşetli etkileniyorsunuz. Bunun için hiçbir zaman yüzünüz gülmeyecek. Bütün mektuplarınızı büyük bir dikkatle okuyor, her mektubunuzda, kendinizden çok benim için üzülüp tasalandığınızı görüyorum. Sizin için herkes çok iyi kalpli olduğunu söyleyecektir. Ama ben bunu gereğinden fazla buluyorum. ” s.123

” Başkalarıyla bu kadar derinden ilgilenmek, herkese bu derece acımak, dünyanın en şanssız adamı olmak için yeterlidir.  ” s.124

Sadık kulunuz Makar Devuşkin diyerek bitirdiği mektupta : ” Onlar, düşmanlarım; suratımda bile uyumsuzluk buluyor, beni küçümsüyorlardı. Sonunda ben de kendimi aşağılık görmeye başladım. Aptal olduğumu söylediler, aptallığıma inandım. Fakat sizin gelişinizle karanlık hayatım, ruhum, kalbim aydınlığa boğuldu. Ruh huzuruna kavuşarak, başkalarından aşağı olmadığımı anladım. Göze çarpan bir halim, kibar tavırlarım, kısacası cilam yoksa da yine insanım; kalben, fikren insanım. Halbuki şimdi, kaderin, benim ezilmekten, hor görülmekten kurtulmamama olanak vermeyeceğini anlayınca ben de onurumu ayaklar altına aldım. Kendimi başıma üşüşen belaların ağırlığına terk ederek dayanıklılığımı kaybettim. ” s.138

” Zenginler, fakirlerin kötü talihlerinden yüksek sesle şikayet etmelerini hiç sevmezler. Bu onlara arsız, rahatsız edici bir iş görünür. Fakirlik elbette ki rahatsız edicidir. ” s. 150

Makar Devuşkin bir mektubunda bir düğmesinin kopuşundan bahseder. Sinema sahnesi gibi gözümüzde canlanan bu sahne Bir Zamanlar Anadolu’daki yuvarlanan elmayı hatırlattı bana. Yaptığı bir yanlıştan dolayı yetkilisi yanına çağırdığı bir anda gerçekleşir olay. ” Ne için olduğunu bilmeden ağzımı açtım. Af dileyecektim, yapamadım; kaçmaya da teşebbüs edemedim, o sırada… aman anacığım, o anda öyle bir olay oldu ki, hâlâ utancımdan titriyorum. Düğmelerimden yere batası biri, fırladı, yere yuvarlandı. (Besbelli, kazara elimle çarpmıştım.)  Şıngırdaya şıngırdaya yuvarlandı ve melun, tam Ekselansın ayağının dibinde durdu. Ortalıkta çıt yoktu. Yapacağım açıklama, dileyeceğim özür, Ekselansa hazırladığım yanıt bundan ibaret kaldı…” s.158

———
” yoksul insanda gurur olmamalıdır asla, asla!”

“mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. mutsuz ile yoksulun birbirinden uzak durması lazım, birbirlerine bulaştırmamak için.”

* … kimseye yük olmamak bir ahlak dersidir; ben kimseye yük olmuyorum!

* … keşke benim züleyha’mın tek bir gözyaşında bütün bir şiiri görebilselerdi!

* utancı cebime sakladım.

———

” Sizi götürüyorlar, gidiyorsunuz. Sizi benden ayıracaklarına keşke göğsümden kalbimi çekip koparsaydılar! Ne biçim iş bu: Hem ağlıyor, hem gidiyorsunuz! ” s.188

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s