Dostoyevski- Beyaz Geceler

Beyaz Geceler Rus ve Dünya Edebiyatının büyük ustası Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky’nin  ilk eserlerindendir. Yazarın 26 yaşında yazdığı eser 26 yaşındaki Aleksi Aleksandroviç’in bir gece vakti sokakta karşılaştığı Nastenka adında -17 yaşında- bir genç kız  ile tanışıp, aşık olmasını, akabinde gelişen olayları konu edinir. Petersburg’un beyaz gecelerinde 4 gün süren bu aşk hikayesi tiyatral bir havada işlenmiştir. Dostoyevski’nin -o zaman her ne kadar kitap çokça eleştirilse de- anlatımdaki ustalığı olayı kitabı klişe bir aşk hikayesi olmaktan çıkarıp bir düşseverin sahici hikayesine dönüştürür. Ayrıca kitabın başlarındaki apartman ve sokak tasvirleri de son derece ilgi çekici ve güzeldir. Kitap uzun öykü olarak nitelendirilebileceği gibi bazı yerlerde roman diye kategorilendirilmektedir. Bence de Aziz Bey’in Hadisesi gibi kısa bir romandır bu kitap. İlya Yayınları’nın basımı olan kitapta çeviri sorunları görülebilmektedir. Israrla kullanılan “us” kelimesi kötü çeviriye verilebilecek örneklerin en çok göze çarpanı.

Kitap İlk gece, İkinci gece, Nastenka’nın hikâyesi, Üçüncü gece, Dördüncü gece ve Sabah bölümlerinden oluşur.  Romanın kahramanı gencin Nastenka ile tanışması birbirlerinin hikayelerini öğrenmeleri ve gencin aşkını itirafıyla devam eder roman.

Oysa ki Nastenka en başta kahramanımıza kendisine aşık olmamasını tembihler :”

-sakın bana aşık olmaya kalkmayın, inanın bana bu olanaksız bir şey, bu mümkün değil. sizinle dost olabiliriz ancak. işte elimi uzatıyorum ama sevmek, aşık olmak, bu olanaksız…

-yemin ederim diye haykırdım ve elini sıktım..”  Nastenka bir yıldır haber alamadığı sevgilisini beklemektedir. Ancak sevgilisinin geri gelmediğini düşünür. Aleksandroviç ile beraber yürümeye başlar. Tam mutlu sonla bitecek derken Dostoyevski bir anda kitabı başka bir şekilde sonlandırır. Kitabın kahramanı genç – düşsever- yaşadıklarından memnun yeniden bir başına kalır. Kitabın sonundaki küçücük -harika- sahne ise kitabı daha başarılı bir hale getirir. Genç Nastenka’yı kaybettiği gecenin sabahında kaldığı yerdeki görevli olan Matryona’nın söylediği kısım küçük bir anektod gibi görünse de hikayeye dair önemli bir ayrıntı barındırır:

” -Hey oğlum! diye seslendi. Matryona.

-Ne var nine ?

-Tavandaki bütün örümcekleri temizledim. İstersen evlen, konuk çağır, zamanın geldi artık…

… Kendimi, şimdi olduğum gibi tam on beş yıl sonra, aynı odada, aynı yalnızlık içinde, yıllar geçmesine karşın hiç akıllanmayan Matryona ile birlikte görür gibi oldum. ”

“Düşçü, bir insan değildir. tarafsız bir yaratıktır. bir varlıktan ziyade bir gölge gibidir. kendi kendine yeten insanlardan uzak ve tek başına. sizce bu düş sever insan isli, hüzünlü yeşile boyalı dört duvar arasında olmayı neden sever? yakınlarından bir onu görmeye geldiğinde neden bin bir sıkıntıyla, düşünden uyandırılmış olmanın verdiği rahatsızlıkla, yüzünü ekşiterek onu karşılar. böylelikle bütün dostları onun hayatından çekilmiş olmazlar mı? böylesi bir düş severin evine adım attığınızda orada ya bir cinayet işlendiğini yada yasa dışı bir iş yapıldığını sanacak kadar tedirgin olursunuz. öylesine hayatın uzağındadır ki, kendi yazdığı şiirleri bile yayınevine gönderdiği halde, mektupta, ölmüş gitmiş bir dostunun şiirlerini yayınlatmayı üzerine borç bilmiş bir insan tavrı takınır. o kadar kendini gizlemeye ve yok etmeye heveslidir düşçüler.”

Turgenev’in ”  … yoksa senin o değerli ve sevgili varlığının yanında bir an için de olsa kalabilmek için mi yaratılmıştı?..” epigrafıyla başlayan kitap Dostoyevski’nin “bir anlık mutluluk! ulu tanrım! insan olana böyle bir an hayat boyu yetmez mi?” cümleleriyle son bulur.

“ancak sevinç ve mutluluk insanı nasıl güzelleştiriyor! kalp nasıl da aşkla kaynıyor! kalbindeki her şeyi başka bir kalbe boşaltmak istiyormuşsun, her şey eğlenceli, her şey gülsün istiyormuşsun gibi geliyor. ve bu sevinç ne kadar bulaşıcı!”

” Çoktandır kafamı kurcalayan bir şey var. niçin insanlar birbirlerine karşı açık yürekli davranmıyorlar? neden en iyi insan bile karşısındakinden bir şeyler gizliyor, bütün düşündüklerini söylemiyor? sözlerimizin yabana atılmadığını bildiğimiz zamanlar bile neden içimizden geçenleri olduğu gibi söylemiyoruz? nedense herkes olduğundan sert görünmek istiyor. duygularını hemen açığa vurursa altta kalacakmış, küçük düşürülecekmiş gibi bir korkuya kapılıyor. ”

” Eğer gün gelir de bir kadını severseniz, Tanrı size mutluluk versin! O kadına hiçbir şey dilemiyorum, çünkü o sizinle mutlu olacaktır. Bunu biliyorum, çünkü ben de bir kadınım. “

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s