Arthur Schopenhauer – Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine

Okumak,  Yazmak ve Yaşamak Üzerine kitabının yazarı olan Arthur Schopenhauer, 1788 1860 yılları arasında yaşamış Alman filozof, eğitmen ve yazardır. Babasının maddi durumunun iyi olması ve annesinin edebiyat çevresi ile olan ilişkisi sebebiyle Goethe ile tanışır. Goethe kendisine hayranlık duyar. Aynı zamanda Nietzsche’nin akıl babası olarak görülür. Dikkatimi çeken bir şey kendisinin -kendi çağından ya da sonrasından – günümüze kalmış bir çok isimle bir şekilde bağının olması. Albert Einstein’in onu övmesi, Nietszche’nin fikir babası olması, Hegel ile kavgaları bu düşünürü daha da merak edilir hale getirdi. Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine kitabı bu üç ana başlık etrafında şekillenmiş denemelerinden oluşuyor. Felsefe’nin karmaşıklaşmış anlatımından oldukça uzak, anlaşılabilir bir dil ile yazılmış. Kitapta altını çizdiğim oldukça fazla sayfalar var. Yaklaşık iki yüz sene önce ifade ettiği düşüncülerin büyük bir kısmı günümüz içinde geçerli. Düşüncelerini ayrıntılı bir şekilde ve örneklerle güçlendiren yazar, öne sürdüğü yargılarla bize düşünmenin kapılarını aralıyor. Kendisiyle aynı çağda yaşayan felsefeci, yazarlar gibi bir çok kesime yönelik ciddi eleştiriler yöneltmektedir.  Schopenhauer’in insana, okumaya, yazmaya ve düşünmeye dair yaklaşık 200 yıl önceki saptamaları ve önerileri günümüz için de geçerliliğini korumaktadır.

Kitap dört bölümden oluşur: İnsan Mutluluğunun  İki Temel Düşmanı : Istırap ve Can Sıkıntısı, Okumak ve Kitaplar Üzerine, Yazarlık ve Üslup Üzerine, Düşünmek Üzerine.  Yazar “insan mutluluğunun iki temel düşmanının ıstırap ve can sıkıntısı ” olduğunu ifade eder. Bu düşmanların sebepleri ve nasıl bu düşmanlardan korunabileceğini örneklerle açıklar. ” İnsanların yarenlik için hemcinslerinin, oyalayıcı şeylerin, eğlencenin, her türden lüzumsuz lüksün peşine düşmesi, esas itibariyle deruni ruhsal boşluk (bönlük) nedeniyledir, ki çoklarını savurganlığa ve sefalete sürükler. Hiçbir şey böyle bir sefalete karşı deruni zenginlik, ruh zenginliği kadar iyi bir koruma sağlamaz, çünkü o arttıkça sıkıntıya yer kalmaz.”

“Bir insanın olabileceği ya da başarabileceği en iyi ve en büyük şeyin kaynağı insanın kendisidir. Bu ne kadar böyle ise de bir insan mutluluğun kaynaklarını ne kadar kendisinde buluyorsa- burada o kadar daha fazla mutlu olacaktır. Dolayısıyla büyük bir hakikatle Aristotales ” Mutlu olmak kendi kendine yeter olmak demektir. ” der.  ”

” İnsanın içindekini dışarıdakine feda etmesi, sükunetinin, boş vaktinin ve bağımsızlığının bütününü yahut büyük bölümünü, makam mevki, şan şöhret, ünvan ve ihtişam için kurban etmesi muazzam bir budalalık örneğidir. Bu tam da Goethe’nin yaptığı şeydir. ”

” Dünyadaki bütün akıllılar bir araya gelse akıldan nasip almamış birisi için hiçbir kıymet ifade etmez.  ”

” Ruh zenginliği yegâne hakiki zenginliktir, çünkü diğer bütün zenginlikler beraberinde kendilerinden daha büyük dert ve bela getirirler. İç zenginliğe sahip insan dışarıdan kendi zihni melekelerini geliştirip olgunlaştırmak, yani servetinin tadını çıkarmak için menfi bir bağış, tasasız kaygısız boş zaman dışında hiçbir şey istemez; hülasa o her gün ve her saat bütün hayatı boyunca kendisi olmak için izin ister. ”

 

İkinci bölüm yazarın okumak ve kitaplar üzerine düşüncelerinden oluşur. Okumanın fayda ve zarar oluşturabileceği durumlar ile kitapların hayatımıza etkisi üzerine fikirlerini örnekler üzerinden ifade eder.

” Okumak söz konusu olduğunda geri durabilmek için – nerede duracağını bilmek  – çok önemli bir şeydir. Geri durulacak yeri kestirmedeki maharetin esası, zaman zaman neredeyse salgın halinde yaygın olarak okunan herhangi bir kitabı, sırf bu yüzden okumaktan ısrarla uzak durmaktır denebilir, sözgelimi sebepsiz gürültü şamata koparan, hatta yayın hayatına çıktıklarının ilk ve son gününde birkaç baskıya ulaşabilen, sonra da unutulup giden siyasi veya dini risaleler, romanlar, şiirler ve benzeri böyledir.”

” Lichtenberg’den – gerçekten okunmaya değerdir- bir pasaj zikredeyim: ” Dünyada kitaplardan daha tuhaf satış metalarına rastlamak galiba imkânsızdır: Anlamayan kimseler tarafından basılır, anlamayan kimseler tarafından satılır, anlamayan kimseler tarafından okunulu, hatta tetkik ve tenkit edilir; ve şimdilerde artık onları anlamayan kimseler tarafından kaleme alınmaktadır. ” ”

Üçüncü bölümde yazarlık ve üslüp üzerine düşünceler yer alır.

” Okunmaya değer herhangi bir şey yazacak olan ancak mutlak anlamda ele aldığı konunun hatırı için yazan insandır. (Sırf ele aldığı konunun hatırı için yazmadıkça kimse okunmaya değer herhangi bir şey yazamaz. ) ”

” Üç tür yazardan bahsedilir. Birinci türe düşünmeksizin yazanlar dahil edilebilir.Bunlar hafızalarındakini veya hatırlayabildiklerini, hatta doğrudan başka insanların kitaplarındakini yazarlar. Sayıca en kalabalık olan bu zümredir. İkinci kümede yer alanlar yazarken düşünenlerdir. Bunlar yazmak için düşünürler. Üçüncü kümede ise yazmaya başlamazdan önce düşünmüş olanlar vardır. Bunlar sadece düşündükleri için yazarlar; ve nadirattandırlar.  ”

” Bir yazar malzemesini doğrudan kendi kafasından , bir başka ifadeyle kendi müşahadelerinden çıkarmadıkça okunmaya değer değildir. ”

” Üslup düşüncenin silüetinden başka bir şey değildir; müphem yahut berbat bir üslupla yazmak bön veya insicamsız bir kafa anlamına gelir.”

Son bölüm ise “düşünmek üzerine “‘dir. “Okumak ve öğrenmek herhangi bir kimsenin kendi özgür iradesiyle yapabileceği şeylerdir; fakat düşünmek böyle değildir. Düşünme tıpkı bir ateş gibi bir cereyanla yahut hava akımıyla tutuşturulmalı ve konuya duyulan bir ilgi ile desteklenmelidir. Bu ilgi bütünüyle nesnel yahut tamamen öznel türden olabilir. Bu sonuncusu bizi şahsen ilgilendiren şeylerde ortaya çıkar, fakat nesnel ilgi doğası gereği düşünen ve düşünme kendileri için nefes almak kadar tabii bir şey olan kafalarda ve sadece onlarda bulunur; fakat bunlar seyrek rastlanan kimselerdir. Bu sebepten ötürüdür ki okur-yazar kimselerin çoğu bundan çok az nasiplenmiştir. ”

“Bir düşüncenin çıkagelişi sevdiğimiz birinin teşrifi gibidir. Bu düşünceyi hiçbir zaman unutmayacağımızı ve bu sevilen kimsenin asla bize kayıtsız hale gelemeyeceğini zannederiz. Fakat gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Eğer onu yazarak zaptı rapt altına almaz isek en güzel düşünce bir daha ele geçirilemez biçimde unutulma ve eğer o sevgiliyle evlenmez isek terk edilme tehlikesi altındadır.”

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s