Hasan Ali Toptaş – Bin Hüzünlü Haz

Kitap Haraptarlı Nafi’nin ” Hayat nedir diye sorarsan, bilmiyorum evlat; sormazsan biliyorum…” alıntısıyla başlıyor. Bir arayışla yola çıkıp aramanın kendisinde kaybolan bir hikaye. En başta söylemem gerekir ki kitap bir olay hikayesinden çok bir yazım ustalığına şahit tutuyor bize. Kelime oyunları, yazım teknikleri, metinlerarasılık, üstkurmaca ve daha bir çok şey mevcut kitapta. Yazarın ödüllü kitabı parçalanmış olaylar, ya da giriş, gelişme, sonuç şeklinde sıralanan doğrusal anlatımın dışında bir anlatım seçmiş.  Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler romanından sonra okumuş olduğum ikinci kitabıydı Bin Hüzünlü Haz. O sebeple alışılmışın dışında bir anlatım ve üsluba hazırlıklı olarak başlamama rağmen, anlatımdaki güzellik kitabın olan/olmayan olayını geride bıraktı.

Roman oturduğu evin terasından şehri seyrederek Alaaddin’i bekleyen anlatıcının ifadeleriyle başlar. Daha sonra anlatıcı değişir, ilk bölümde Alaaddin’i arama olayının romanın akışını belirleyeceğini düşünürken bir süre sonra farklı zamanlar, farklı mekanlar ve farklı karakterler aracılığıyla arayışın kendisi işlenir.  ” … Hiçbir zaman hiçbir yere gidilmiyor da, gidilmiş gibi olunuyor. Ancak kelimelerle gidiliyor ya da kalınacaksa kelimelerle yaşanıyor, kelimelerle gülünüyor, kelimelerle ağlanıyor ve sonunda gene kelimelerle kös kös dönülüyor.” (s. 35) Bu arayış serüveninde yazar-anlatıcı sürekli okuyucuyu da kontrol eder. “Oradaysanız”, “siz” şeklindeki hitaplarla okuyucu ile iletişime geçilir.

 

Başka bir blogtan alıntıladığım aşağıdaki kısımda yazarın kitap hakkında önemli görüşleri yer alıyor:

“‘Bin Hüzünlü Haz’, beni en çok üzen kitabım oldu. Bir yayınevinden, ‘Sen bunun etini, yağını, suyunu, tuzunu, baharatını o kadar çok koymuşsun ki, bir oturuşta yenmiyor’ dediler. Bir oturuşta tüketiliverecek yapıtlar istiyorlardı. Dehşete kapıldım. İyi yapıt, zaten edebiyat dışıdır. Yani edebiyatın o ana dek oluşagelmiş kurallarının dışına fırlamış bir yapıttır. Daha sonra edebiyata dönüşecektir.”“Ben okuruma –varsa eğer, bir yerlerde yaşıyorsa ya da olacaksa- güveniyorum; en azından benim okurum, benim bir oturuşta tüketiliverecek türden romanlar yazmadığımı bilen bir okurudur.”

Kitaptan az sayıda alıntıyı ile yazıyı sonlandıralım :

” Beni en çok suçtan arındırmışlığım tedirgin ediyor. ”

” “Alaaddin” dedim. Gözlerini yere indirip yavaşça gülümsedi. “Yüzlerce Alaaddin var,” dedi ardından da, seninki ne iş yapar, neyin nesi kimin fesidir, boyu posu nasıldır, boynuzu kulağı var mıdır; onu söyle. ”

” ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum. Bulamazmış oysa… Ona benzer birtakım şeylerle karşılaşabilirmiş belki, çoğu kez bunlardan bazılarını aradığı şeyin takendisi sanabilir, hatta onlara bir an için sımsıkı, hiç kopmamacasına sarılabilir ve işte böylece, insanın algılama zayıflığından doğan tatlı bir yalanın içinde bir süre de olsa oyuncağına kavuşmuş bir çocuk gibi avunabilmiş ama, nedense aranan asıl şey hep insanın içinde kalırmış… Hem de, kimi zaman sesini soluğunu kesip kısacık bir dalgınlığa dönüşerek, … ”

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s