Sabahattin Ali Bütün Öyküleri1

Sabahattin Ali Modern Türk Öykücülüğüne önemli katkılarda bulunmuş bir isim. Her ne kadar Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan romanlarıyla bilinse de bir çok öyküsü vardır. Öykülerinde sıklıkla Anadolu’yu mekan seçen Sabahttin Ali, kahramanlarını ise sıradan kişiler olarak seçer. Anadoludaki hayatını sade anlatımıyla okuyucuya tanıtan yazar olayları çok sade ve anlaşılır bir dille anlatır. Kahramanları genelde acı çekmiş insanlar olan yazar; kahramanları aracılığıyla fikirlerini paylaşmaktan çekinmez. Ama bu paylaşım direkt bir mesaj halinde değil de hikayenin içerisinde kaybolmuş şekilde kendisine yer bulur.

Öyküler hakkında kısaca birşeyler yazmak istiyorum. Spoiler içerir J

Değirmen Öyküsü

Bir kolu sakat kıza aşık olan bir çingenenenin kız için kolunu feda ettiğini anlatan bir hikayedir. Oğlan gittiği her yerde beğenilen ancak kimseyi gerçek manada sevmeyen bir yakışıklıdır. Sevdiği kız kendisini sevmesine rağmen sakat olduğu için kendisine “’ben senden noksanım, bana sadaka mı veriyorsun ?..” diyerek  oğlanla kaçmayı reddeder. Ve bir gün en güzel bestesini çalmak için herkesi Değirmen’e çağırır ve o akşam sağ kolunu değirmenin çarkları arasında koparır.

“ En büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi mazaretler tedarik etmiştir.  “

“Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler… Siz sevemezsiniz.  “

“ Onu seviyorum, ne yapacağımı da hiç düşünmedim.  ”

“ Çiçeklerin açtığı mevsimde, seni,n kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vucutla uzak su kenarlarında oturmak, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir…

Seni gördüğü zaman zalimce başını çeviren mağrur bir dilberin kapısı önünde ve ay ışığı altında sabaha kadar dolaşmak, bunu candan arkadaşlara ağlayarak anlatmak, -söz aramızda- gene hoş şeydir.

Fakat sevgili bir vucutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek  onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.  ”

Kurtarılamayan Şaheser Öyküsü

Yazdığı eserlerle sevdiği kızın kendisini seveceğini düşünen bir genç şairin hikayesidir. Sevdiği kız bir türlü şiirleri beğenmez ve gelmiş geçmiş en güzel şiirin kendisine yazılmasını ister. “ Bana tanımadığım şeylerden, saklı güzellikler ve hakikatlerden bahsedebilir misin ? Ve bunları herkesten daha güzel olarak yazacak kudreti kendine buluyor musun ? … Söyle ihtiras ve çılgınlıkta Shakespeare’i, istihza ve ızdrıapta Dante’yi geçebilir misin ?  ” Genç şair bunun için yollara düşer   defalarca genç kıza şiirler yazar ancak kız bir türlü ikna olmaz.  Genç şair iki sene boyunca dünyayı rastgele dolaşır. Gördüğü şeyler onu hayrete düşürür. “Halbuki değişen hiçbir şey değil, sadece kendi görüşüydü.  Evvelce fazilet diye baktığı şeylerin birer merasim ve gösterişten ibaret olduğunu ve asıl iyiliğe yalnız ahlak minakaşalarında veya akıllı nasihatlarda rastlanabildiğini, namuslu olabilmek için başkalarının namusuna dil uzatmanın, kirlenmeden yükselebilmek için temiz alınlara basarak çıkmanın yeter olduğunu ve daha benzer bir çok şeyleri gördükçe şaşkınlığı büsbütün artıyordu. ” Fikirlerinin değişmesi için dünyayı görmesi gerekmiştir. Bu geziden sonra insanlardan uzak yazdığı kitabı sevgilisine yollar. Genç kız bu eseri beğenir ve gelmiş gelecek en güzel kitap olacağını düşünerek gence koşar. Genç şair kendisine koşan kızı farkedemeden yazdıklarını okur. Sonra genç kız kitabın görevini yerine getirdiğini bundan sonra aralarında engel olacağını söyleyerek kitabı alevler atar. Ocaktan kitabı almaya çalışan şairi engelleyen genç kızı boğarak öldürür ve olan bitene dayanamayıp oraya yığılır.

Kırlangıçlar Öyküsü

Bu öykü dünyaya bakış açısı olarak birbirine benzer iki kırlangıcın hikayesidir. En etkileyici hikayelerden birisidir.

“ Sabah akşam demeden, yaz kış demeden çalışıyorlar. Ben bunları çok kere sordum: Neden böyle durmadan uğraşıyorsunuz, dedim, cevap vermediler.  ”

“ Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki …  ”

“ Tesadüfün pek merhametli olmadığını ve birbirine böyle yakın olanları bir ikinci defa karşı karşıya getirmediğini biliyorlardı. ”

Viyolonsel Öyküsü

Sevdiği eşi için Viyolonsel öğrenen bir adamın hikayesi. Sevdiği kızın viyolonsel çalmayı kendisinden daha çok sevdiğini düşünen genç sevgilisinden viyolonsel çalmayı bırakmasını ister. Kız bunu kabul eder ancak kendisi öldüğünde mezarının başında viyolonsel çalmasını ister. Ve eşi öldükten sonra mezarında viyolonsel çalar.

Birdenbire Sönen Kandilin Hikayesi

Kimsesiz ve gürültüsüz bir yerde yaşayan adamın bir akşam gezisinden dönen adamın tepede gördüğü yüksek bir taş binaya girmesiyle başlar. Binada gördüğü iskelet vucutlu insanı takip eden adam Birdenbire Sönen Kandilin Hikayesinin yazıldığı bir kitabı okurla paylaşır. “Her güzel yazan gibiydim: Konuştuğum şeyler benden evvel yüzlerce defa tekrar edilen lafların değiştirilmiş şekliydi. Halbuki ben, kulaklara bilmedikleri şeyleri söylemek, göz hudutlarının arkasına geçmek istiyordum. “ diyen bir yazarın hakikat arayışı yazılıdır kitapta. Hakikate çok yakın olduğunu yazdığı kitabın son sayfası bitmeden kitap son bulmuştur.

Bir Delikanlının Hikayesi

Kitap aşığı bir delikanlının zayıf noktası olarak gördüğü kadınlardan bir kadınla olan kısacık ilişkisini hikaye eder. Eve getirdiği kızın duygusal çöküşünden vicdan azabı duyarak onu serbest bırakmasıyla yine kendisiyle bir başına kalır.

“ Odemda beni kitaplarım bekler. Bu yegane tesellidir.  ”

“ En çok okuduğum bir kitabın en çok okuduğum bir satırı bile bana bazen başka şeyler  söyleyebilir.

Yalnız onların böyle en mahrem taraflarını bile görebilmek için uzun bir beraberlik lazımdır. Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size malik oldukları her şeyi verirler ve onlar biizm isteyebileceğimiz her şeye fazlasıyla maliktirler. Kitapları bir kadın gibi sevenler, yalnız bekar odalarının azabını daha az duyarlar. Ellerinde bir kitapla beraber yattıklar, başuçlarındaki lambayı yaktıkları zaman, bahtiyar bir evlilik hayatının daima tekrar edilen saadetini hissederler: Kitaplarla zifafa girmesini bilen adam, beşerliğinden kurtulmaya başlamıştır. Ve biz daima, daima beşeriz. ”

Bir Gemici Hikayesi

Gemide bakla yiyerek çalışan delikanlının sarhoş kaptanın ziyafet çekmesini öğrenmesi ve sonrasında isyanını konu edinmiştir hikaye. Güverte çalışnalarını ayaklandıran iki genç kaptana karşı ayaklanır ve ayaklanma sonucu kilerdeki yarım koyunu alırlar. Ancak acele ile yaptıkları pirzolayı sıcaktan yiyemez ve deniza atarlar.  Ve kaptan genç aşçıyı hemen Port-Sait’te, diğerlerini İstanbul’da vapurdan atar. Ama iki delikanlı artık kuru baklayla ateş yakamayız demesini ve kaptanın yarım koynunu almasını öğrenmişlerdir.

 “Düşündüğü için değil, vakti olmadığı için fenalık yapmıyordu.

Bir Orman Hikayesi

Ormanı herşeyi olarak gören köylünün elinden ormanın alınmasını anlatır. Bir şirkete ormanın bir bölümünün satılması sonucu ormanlarının bir kısmı giden köylü daha sonra ne kadar dirense de ormanlarını istedikleri gibi koruyamaz.  Bir gemici hikayesine benzerdir.

Kazlar Öyküsü

Hapis kocasının kendisinden istediği iki kazı götürmenin derdine düşmüş Dudu’nun hikayesini anlatır.Kocası başgardiyan kendisine iyi davransın diye istemiştir iki kazı. Dudu’nun bir kazı vardır ve bir kaz istediği eltisi de kendisini azarlayarak kapı dışarı etmiştir. Üstelik bu tek kaz dageçim kaynaklarıdır.  Akşam son çare gece komşunun da bir kazını alıp bir torba da bulgurla beraber  şehre gider. Şehre gittiği gün kocası hapishanede ölmüştür ama gardiyan elindeki kaz ve bulguru gördüğü için Duduya bunu söylemez ve eşyları alır. Dudu köye döner dönmez candarmalar onu alıp ilçedeki hapishaneye götürür.

Bir Firar

Jandarmadan gördüğü şiddet sebebiyle işlemediği bir suçu işleyen ve tanıdığı tek masumu da suç ortağı diye söyleyen bir adamın kendini öldürmesi ve ölürrken arkadaşını kurtarmasını konu edinir.

Kanal Öyküsü

İki yakın arkadaşın üstüste olan tarlarını sulamak için kullandıkları suyu paylaşmamaları yüzünden bir arkadaşın diğer arkadaşı öldürmesi işlenmiştir.

“insanların içini kapkaranlık yapan gölgeleri vardır.”

Bir Cinayetin Sebebi Öyküsü

Kızlar ve sevdiği kız bir mahkuma hayran olduğu için suç işleyen bir mahkumun hikayesidir. Arkadaşları bir kızın kendisiyle tanışmak istediğini söylerler hikayemizin kahramanına. Pek istemese de tanışır ve zamanla kendisini sevip kıza açılmaya çalışır. Açılmak için yaptığı denemeler kızı kendisinden uzaklaştırır ve en sonunda araları iyice soğur. Bir gün sokakta kendisi ev arkadaşlarına rastgelir. Bir mahkumun mahkemesini izleyebilmeyi çok isterler. Mahkumdan kahraman gibi bahsederler. Sevdiği kızın kendisine bu şekilde bakması için herşeyi yapabileceğini söyleyen genç cinayet işler. Ancak 4. Duruşma olmasına rağmen kız mahkemeye gelmemiştir.

Bir Siyah Fanila İçin

Anadolu’nun küçük bir şehrinde sevmediği bir kaymakamlık mesleğini icra eden bir adamın İstanbul’da ayakkabı boyacalığı yapma serüvenini anlatır.

“ Düşünüyordum: Gidersem istikbalimi kaybedecektim, fakat durursam aklımı… Yalnız kaldığım günlerde benim yegane dostum olan aklımı… Her şeyden fazla sevip beğendiğim akılcağızımı! Ne kuvvetliymişim ki; bir siyah fanila bana oradan ayrılmak çılgınlığını yaptıracak tahassüsleri verinceye kadar tahammül ettim. ”

“ kuvvetli bir kafanın sevince çeviremeyeceği ıstırap yoktur…”

Komik-i Şehir

Bir tiyatro sahnesinde kaçırılan bir sevdiği kadını bulmak için çabalayan adamın uğraşlarını harika anlatımla okura sunar.

“Birkaç büyük şehrimizi dolduran ve dünyayı oradan ibaret sananlar bu kasabalara geldikleri zaman, ne kadar ayrı bir alemin insanları olduklarını anlarlar. ”

“ İnsan acayip mahluk… Kafası bir kere bir şeye saplanıverince en akıllısından böyle bir mecnun doğuyor!  ”

“ Farkında olmadan bile biraz düşününce insanın rahatı kaçacaktı. ”

“ En ilerlemiş vaziyetlerde bile derhal toplanacağımdan emindim ve kalbim aklımın itaatli bir uşağı idi.”

“ Zekanın bazen kendisinde söz söylemek iktidarı görmeyerek susabileceğinden ve dünyanın en kuvvetli adamının bile bazen eli ayağı bağlanmış gibi acze düşebileceğinden habersizdim. ”

“ Erkekler belki mühendis, belki doktor, belki avukat veya muallim olmuşlardı, fakat bunu bir fikir ihtiyacı olarak değil, iyi karnını doyurmak, iyi giyinmek, güzel karı alabilmek için yapmışlardı. Yani dimağ gibi en asil bir uzuvlarını midelerine ve tenasül cihazlarına uşak olarak kullanıyorlardı. Yalnız ekmek parası düşünen ve asıl vazifelerini, tefekkür kabiliyetlerini tamamıyla unutarak basit birer makine haline giren bu kafalarda akıl, saf ve maddiyatın dışına çıkabilmişi akıl, artık lüzumsuz bir şeydi.Münevverlerimizde dimağların rolü körbağırsağındakinden daha fazla değildi. Dünyaya, millete, devlete, vatana dair muayyen ve ezberlenmiş fikirleri vardı ve bunların suya sabuna dokunmamasına azami derecede dikkat ediliyordu. ”

“ Doğru düşünüyorsun ama, bunları söyleme! diyen adam adeta namussuzluk tavsiye ediyor demektir ve bu sersemler bunun farkında değil. Başkalarının malına, canına, karısına hürmet etmeyi bilen bu adamlar –tabii yalnız sözde-  bunların hepsinden daha kuvvetli ve mühim olan fikirlere, kanaatlere hürmet etmeyi bilmiyorlar. Bunu lüzumsuz, manasız buluyorlar. Hatta birçokları için bir fikir ve kanaat sahibi olmak yalnız lüzumsuz ve manasız değil, aynı zamanda tehlikeli ve ayıp bir şey, … ”

“ Biliyor musunuz, bir dakika, hatta bir saniyede verilen veya verilmeyen bir karar, bir tereddüt anı, insanın hayatı üzerinde ne uçsuz bucaksız neticeler doğrurabiliyor.   ”

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s